Türkiye Şehir İli İlçe Köy Gezi Rehberi Kapadokya Balon Tur Gez Gör Paylaş Video
13 Ocak 2016 Çarşamba
Nevşehir Kapadokya Yöresi Tanıtımı Video
5 Nisan 2015 Pazar
Bayram Büyükoruç, Koştum Geldim, Secdem Sana Video
Etiketler:
Bayram Büyükoruç,
Koştum Geldim,
Secdem Sana Video
20 Haziran 2013 Perşembe
Artvin İli Örf Ve Kültürü 7
ŞAHLAN (ŞEYHA)
Şahlan, yörede daha çok yükselmeyi, büyümeyi, onuru,gururu, kahramanlığı simgeleyen bir sözcük olarak kullanılır.
Taşımacılık,ulaşım ve çete savaşlarında At’ ın önemi büyük olan bu
bölgemizde de hayvanın şahlanıp iki ayak üstüne kalkması, yükseliş ve
sevinci tanımlamasıyla, oyundaki yükseliş anındaki bağırmalar, buradaki
kahramanlık duygusunun sembolüdür.
Başlangıç ve bitiş hariç, kapalı halka halinde oynanır. Oyun
içerisindeki yaylanma, halay karakterine sekmeli koşma (Sağ yana doğru),
çöküşleri ve topuk üçlemelerinden oluşur. Ardından anlaşıldığı gibi
oyun, (Şahlanmayı,yükselmeyi) sevinci simgeler. Oyun oynanırken bu
şahlanış açıkça görülür. Erkeklik ve kadınlık varlığının sağlanması,
kahramanlık duygularının vurgulanmasıdır.
Oyun, “Hop, hopde...” komutları ile oynanır. Oyun, anonim olup, kuran
kişinin kesin bulgusu yoktur. Diğer oyunlar gibi çok fazla oynanan bir
oyun değildir. Kız-erkek karma oynandığı gibi yalnız erkek olarakta
oynanır.
ŞAVŞAT BARI (Çift Jandarma)
Şavşat Barı, genellikle türküsü söylenerek oynanan diğer bar
türlerinden, üç ayak,ağır bar gibi isimler altında toplanıp oynanan bir
oyundur.
Oyunun bulgusu ise, çok eski tarihlere dayalı bir aşk öyküsüdür. İki
genç arasında büyük bir aşk başlar. Bu karasevdayı bilmeyen kalmaz.
Birçok insan, bu gençler için nağmeler yapıp türküler söylerler. Artık
kızı istemenin zamanı gelmiştir. Genç oğlan, kızı istetir; ancak, kız
babasının kesin razılığı olmaz. Herşeye rağmen geri çevirir. Kızını bir
başkasına (Beşik kertmesi) sözlemiştir. Bahar ayları gelince köylerden,
yaylalardan göç başlar. Bu göçler halk arasında büyük eğlencelerle
tertiplenir.; bunlarda yer yer isimlendirilir. Bu mevkideki ismi ise
(Vargoda) yayık yaylamak, yayla zamanı eğlenceleri olarak bilinir. İşte
bu tarihlerde, genç oğlan,sevdiği kızın verileceği genci vurur ve köyden
kaçar. Köy halkının yaylaya çıkmasını bekler ve o gün gelir. Köy halkı,
binbir eğlence masallarıyla göçe koyulur. Uzunca bir yol aldıktan
sonra, ilk konaklayacakları mevkiye gelirler. O düzlüğün, yani mevkinin
ismi (Vaket)’tir. Vaket’e gelirler. Genç oğlan, sevdiği kızında orada
olacağını bildiğinden, bunu takip eder. Köy halkı burada eğlenmeye
başlar. Davul,zurnalar çalınır;türküler söylenir.; oynanır; koçlar
kesilir; kebaplar vurulur; yiyilip içilir. Genç oğlan, halkın arasına
gelir; uzaktan sevdiği kızı gözler,kızda sevdiğini görür ama, bir türlü
yaklaşamazlar. Bakışıp hasret giderirler. O arada genç kız, birde ne
görsün, karşıdan iki jandarma geliyor; sevdiğini götürecekleri genç
kızın içine doğuyor. Genç kız, acılar ve üzüntüler içerisinde ağlayarak
jandarmanın görünmesiyle ağıt yakarak bu türküyü söylüyor ve ağlıyor.
Oyunun türkü sözlerinde ise, Çift jandarma geliyor kaymakam
konağından, Fiske vursam kan damlar, kırmızı yanağından,böyle
esinlendiği gibi birde, Cebi dolu paketi, giyme yeşil caketi, Yar
Allah’ın seversen, gel dolanak Vaketi’nde ise sevdiği genç, yeşil bir
ceketle oraya gelir; bu, tanınırsın anlamında. Gel dolanak vaketi ise,
kaçmak anlamında sevdiği gence çağrı yaparak söylenen bir türküdür.
Daha sonra bu öyküyü yaşayanlar, gençlere atfen ve hatırlamak,
yaşatmak maksadıyla halk arasında türküsü söylenip oyuna dökmüşlerdir.
Oyun, halk arasında sıkça oynanan bir oyundur. Belli bir sayı sınırı
yoktur; kız-erkek genelde karma olarak oynanır. Oyun, çizgi ile başlayıp
yarım daire sağ yay üzerinde oynanır.
TEŞİ
Artvin ve civarında, genelde iç kesimlerde, toplu iş gücüne dayalı
birlikte yapılan çalışmalara “Meci-İmece” adıyla toplanırlar. Yöre halkı
kış gecelerinin boş geçmesi, gece eğlenceleri yapılması amacıyla, yün
eğirme, mısır ayıklama, tütün doğrama gibi bazı işlerini kış
gecelerinde, komşuları davet ederek hem çalışır; hem de gece eğlenceleri
düzenlerler. Bunlar maniler, bilmeceler,karşılıklı atma türküler ve
orta oyunları gibi eğlencelerden oluşur.
Teşi ise yün eğirmeye yarayan aracın ismidir. Teşi, ağarşak ve iğden
oluşan, ağaç bir araçtır. Bu araçla, yünden iplik yapılmasını
canlandıran yün eğirmeyi temsil eden bir oyundur. Oyun oynanırken ayak,
el figürleri ile adeta yün eğiriyormuş gibi gerçek figürlerle
gösterilir.Oyun figürleri, estetik yönden ağırlık taşır.; ayak üzerinde
esneyerek yürünür ve elde teşi ile yün eğrilir. Teşi oyunu, kadınlar
tarafından oynanır. Belli bir sayı sınırlaması olmayı genellikle
bağımsız ferdi olarak oynanır. Teşhi havası olarak ta anılan oyuna ait
ilk nota derlemesi 1945 yılında Muzaffer SARISÖZEN tarafından yapılmış
ve TRT Repertuarına kazandırılmıştır.
UZUN DERE
Uzun dere, yörede, gelinin (Puhaça) yoğururken genç kız ve kadınlar
tarafından oynanan bir oyundur. Uzun dere “İnce dere” , yörede bir yer
ismidir. Oyun. İçerisinde anlatımı bu yörede daha çok yapıldığı için,
ismini bu bölgeden almıştır. Uzun dere oyununu oynayan oyuncuların
ellerinde buğday, arpa daneleri, oyunla birlikte gelinin başına
serpiştirilir. İnanışa göre gelinin rızıklı, bereketli olması inancı
ile temsil edilir.
Gelin, hamur yoğururken teknenin içine lira veya bozuk para atılır.
Bu da aynı anlam içerisinde, gelinin, bolluk bereketlilik getirme
inancını simgeler. Hamur pişirildikten sonra etrafındakilerce yenmesi
için parça parça kırılıp dağıtılır. Ekmeğin içindeki para kime çıkarsa,
uğurlu sayıldığından saklanır. Ekmeğin içinde para çıkan kişi genç kız
veya erkekse, bu parayı gece yastığının altına koyup yattığı zaman,
kendi kısmetini görürmüş diye inanılır. Oyun, düğünlerde yüz açımı
töreninden sonra damat evinde, puğaça yoğrulup, gelinin bereketli olması
dileğiyle oynanan , belli sayı sınırı olmayıp genç kız ve kadınlar
tarafından oynanır. Oyun ferdi hareketlerle oynanır. Oyunu kuran kişi
çok eski bulgulara dayalı olup gerçek kaynağı bilinmektedir.
Yurdumuzun bir çok yöresinde adımlardan ismini alan, bölgemizde de
aynı isim altında bar türünde oynanan bir oyundur. Oyunun ağırlama,
hoplatma, hızlanma bölümleri vardır. Oyunun üç ayak adında oynanması, üç
adım kuralına bağlı olmasındandır. Oyun, tek sıra bağımlı, sağ yöne
çizilen tek sıra halinde oynanır. Bölgemizde bu tür oyunlar, bir çok
isim altında oynansa bile, hepsini toplayıcı özellik olarak üç ayak ismi
kullanılır.
Yöremizde, ağırlama bölümlerinde, bu tür oyunlarda kadınlar ve
erkekler tarafından, karşılıklı atma türküleri söyleyerek
oynanabilmektedir. Oyun, sağ yay üzerinde yarım daire formunda oynanır.
Kız-erkek karma veya yalnız bilinmemektedir. Halk arasında
düğünlerde, harmanda sıkça oynanılan bir oyundur.
ARTVİN EL SANATLARI
Artvin İli Örf Ve Kültürü 6
HEMŞİN OYUNU
Hemşin horonu, yörede yaşayan “hemşinliler” tarafından oynanan bir
oyundur. Daha çok sahil kesmi , Hopa civarında, halka yapısı
içerisinde, genellikle tulum eşliğinde oynanır. Oyun 7/8 ritimle
(7/8’lik) oynanır.
Artvin civarlarında, bir düğünde gençlerden kurulu bir oyun ekibinin,
gösterisinde oyunun oynandığı yerin tahtadan; yani ağaçtan yapılan bir
zemin üzerine sertçe vurmaları, sıçrayıp düşmeleri sonucunda sahnenin
çökmesi, bir benzetme ile oyuna “Atom” denmesine neden olmuştur.
Hemşin oyunu, yine kendi komutlarıyla yönlendirilir. Örneğin: Siya,
siya-Savuş, savuş-Geldum, geç-Geçte,dura-Geldi Hemşin gibi tabirlerle
söylenip belli bir sayı ile oyuncular sınırlanamaz. Oyunun oldukça sert
ve akıcı olması, yöre oyunlarının tipik örneğidir. Oyun, yalnız
erkekler tarafından oynanır.
KARABAĞ
Yöremizin coğrafi konumu , arazi ve iş gücünün çok zorlu şartlar
içerisinde yapılması nedeni ile hayırlı işler, kız köçürme, oğlan
evlenmelerde düğün ve nişan gibi törenler genelde iş gücünün az olduğu
güz aylarına bırakılır. Ancak, “gönül ferman dinlemez” deyiminden yola
çıkan bir genç oğlan, bir kıza deli gibi vurulur. Kara sevdaya düşer.
İş, güç, yaz, kış, bahar, dinlemez; yaz aylarında aile büyüklerini kız
evine elçiliğe gönderir. Fakat, yukarıda bahsettiğimiz gibi tabiatı ile
kız evi büyükleri, “yaylalar insin, bağlar bozulsun hele bir bakalım”
gibi sebeplerle geri çevrilir. Yaylaların bozulması, bağlardaki hasatın
toplanması, kız hazırlığının tamamlanması, karşı dağlara kar yağması ile
belli olurmuş. Aşık genç, hergün kalkıp dağlara bakarmış; kar ne zaman
yağacak diye Nihayet bir sabah kalkar ki, karşı dağlara kar yağmış;
gencin aşırı haz duyması ve sevinci ile dağa doğru “kara bak! Karabağ”
diyerek, hem oynayıp hemde bağırarak dağa doğru koşmasıyla sevincinden
kaynaklanan bir aşık oyunudur. Karadağ, tema olarak Azeri kökenli olup,
aynı sevinci paylaşan kızın da öyküsünü konu olarak, karşılıklı oynanan
bir oyundur. Oyunu ilk kuran kişi bilinmemekte, oyun bir kız-bir
erkek tarafından solo gösteri nitelikli, beğenme, beğenilme sevgi ve
aşkı konu alır. Düğün ve özel eğlencelerde çok oynanır. Belli sayı
sınırlamadan, isteyen kızlı-erkekli kalkıp oynarlar.
KOBAK
Kobak bölgemizde bir köy adıdır. Oyun halka yapısı biçiminde
genellikle tulum eşliğinde erkekler tarafından oynanır. Bu oyun Yusufeli
ilçemizin yakınında Kobak köyünden adını almıştır. Oyun içerisinde,
belli bir yerde, ezgi değişir ve bu bölümde türkü söylenir. Sonra tekrar
oyun müziğine geçilerek, oyuna devam edilir. Oyunun kaynaklanması
Çoruh nehri ile de ilgilidir. Oyun içerisinde bazı figürler, Çoruh nehri
üzerinde kürek çekme hareketlerini gösterir.
Kobak oyunu, belli başlı komutlarla, Topal, topa-İşle, işle-üç vur
sağa, üçte sola çek kürek çekha vurdu kobak gibi terimlerle kendine özgü
bir oyundur. Oyun, halk arasında sıkça olarak genelde erkekler
tarafından oynanır; kız-erkek karmada oynanabilir. Daha çok düğünlerde
harmanda oynanır. Belli bir sayı sınırı yoktur. Oyun, halka yapısı
biçiminde oynanır. Oyun, ismini bir köy adıyla almıştır. Oyunu ilk kuran
kişinin o köyden olması gibi, kesin bir bulgu yoktur.
KOÇERİ-KOÇÇARİ
Koçeri, adını bir erkek isminden almıştır. Bu kişi , çok gezen, çok dolanan, yerinde durmayan bir kişidir.
Hâlende günümüzde çok gezenlere derler ki tabiri caize “Koçeri misin,
ne gezip duruyorsun?” Bölgede, genç kızların bir kahramana olan duygu
ve çağrısını dile getirir bir oyundur. Genç kızların bir koçeriye
vurulmasıyla onun gördükleri zaman beğenilmek maksadıyla oynadıkları bir
oyundur. Oyun oynanırken bu kahramanı da şöyle davet ederler. “Oy
ninni koçeri, sallanda gel içeri” diye oynanıp söylenerek, mısralarla
kahramanı davet ederler.
Oyun, halay yürüyüşü gibi başlar; hızlanma çapraz ve çöküş
figürlerinden oluşur. Oyun, halka yapısı biçiminde oynanıp belli bir
sayı sınırı yoktur. Oyunu kuran kişi (Koççari) isimli bir erkek
olduğu araştırılmış olup, genç kızların bu koççariye karşı
duygularını dile getirmeye çalıştıkları bir oyundur.
MENDO BARI
Araştırmalara göre “Mendo”, bir erkek ismidir. Aynı kişinin,
oyunu, kendisinin uyarladığı bilinmektedir. Kişinin, haz duyarak
oynadığı söylenmektedir. Oyun ağır hareketlerle başlar; birden hızlanan
bir tempo ile devam eder. Oyun içerisinde çok yönlü dönüşler olup, tek
sıra bağımlı ve sağ yöne çizilen yay üzerinde oynanır. Oyunun içindeki
üçleme figürleri, diğer oyunların bir çoğunda görülen tipik
figürlerinden biridir. Yürüyerek ayak çekme, üçleme, çöküş gibi
figürlerin belli bir sırayı takip ederek, yavaş ve hızlı bir şekilde
oynanmasından oluşur. Oyun, kişinin adını konu alan bir oyundur. Oyun,
kızlı-erkekli veya yalnız erkekler tarafından da oynanır. Oyun kişinin
kendini gösterme amacı ile daha çok düğünlerde oynanır.
SARI ÇİÇEK (SARI KIZ)
Sarı çiçek, yörede çok yaygın bir oyundur. Yörede, sarı kızın,etkin
olması konusunda birçok rivayetler vardır. Ancak bunlardan biri, en
sağlıklısıdır. Yaptığımız araştırmalara göre 1124 senesinde Çoruh
boylarında yerleşen Hıristiyan Kipçak Türklerini, müslüman yapmak
maksadıyla Mısır’dan, adı “Şehsan” olan Şeyh, kuvvetleri ile Çoruh
vadisine gelirler. Orada bulunan Benek hakimin,sarışın,gökyüzü kadar
güzel,sarı saçlı kızını görünce aşık olur. Şehsan ile kızın arasında
büyük bir aşk başlar. Kız, müslümanlığı kabul eder; ancak, babası buna
asla razı olmaz. Kızın babası Şehsan’ın kuvvetleri ile çarpışmaya
başlar. Benek hakimi üstün kuvvetleri ile çarpışma sonucunda Şehsan’ın
ordusunu bozguna uğratır. Şehsan sevgilisini yanına alarak, tüm ordusu
kılıçtan geçirilir.
Şehsan ve sevgilisi sarı kız, kurtulma ümidi ile dağın yamaçlarına
doğru kaçmak isterler. Benek hakimi askerleri tarafından görülür ve
peşlerine düşülerek şehit edilirler.
Oyunun bu olaydan kaynaklandığı, Şehsan’ın sevgilisi Sarı kızın
nazı ve sonra aşklarının birleşmesi arasındaki öyküyü temsil ettiği
kabul edilir. Oyun, düğün ve daha çok eğlencelerde oynanır. Bir
kız, bir erkek tarafından sevgiyi, aşkı ve naz yapmayı konu
almıştır.
SOL AYAK
Bu oyun kendisini pek göstermemiş yani tanınmamıştır. Tulumla
oynanır. Sol ayakdenmesinin sebebi Erenköy de sol ayağı topal bir
kadının bu oyuna olan düşkünlüğü ve çok iyi oynayışı nedeni iledir.
Yaygın değildir. Erenköy, Moğun, Uçer, Kivi gibi köylerde oynanır.
Oyunun komutları sol ayakta verilir. Tek sıra veya yarım daire
şeklinde oynanır. Kulağa hoş gelen bir müziği vardır. Çalgı
kesinlikle tulumdur. Komutlar koppa , sağlı sollu ile, dura gibi
verilir.
Artvin İli Örf Ve Kültürü 5
AHÇİK BARI-AKÇİK BARI
Ahçik barı, atabarı oyununu andırır. Farklı olarak figürlerin sağa
ve sola yapılarak vuruşları vardır. Tek sıra bağımlı, sağ yönden
çizilen yay üzerinde oynanır.
Ahçik barı, bir çok oyunda olduğu gibi yine düğün,bayram ve
eğlencelerde yalnız kadınlar tarafından oynanan bir oyundur. Oyunun
geleneksel tavrı yarım daire biçiminde sağ yay üzerinde oynanan
düzenlemeler, oyunun geleneksel tavrı içerisinde yapılmıştır. içerisinde
yapılmış olup değişiklikler söz konusu değildir.
ARHAVİ CANLISI
Bu oyunda yeni ve ortaya pek çıkmamış oyunlarımızdandır. Hem müzik
hem de oyun bakımından çok hareketlidir. Arhavi' nin Murgul' a yakın
kısımlarında oynanır. Erkekler ve kızlar ayrı ayrı oynarlar . İsmini
yine Arhaviden almıştır. Canlılığı ve hareketli oluşu özelliğidir. Müzik
olarak davul, zurna veya kemençe kullanılır.
Bu oyunun biraz daha değişik olan bir türü Barhal ve Rize ye yakın
köylerde oynanmaktadır. Yaylanmaları ile titremelerle ileri geri gelme
ve sekmelerle Karadeniz ekibinin oynadığı horonların özelliğini
gösterir. Denizin dalgasından ekin tarlasının rüzgar etkisi ile yatıp
kalkmasından balığın titremesi gibi tüm esintiler oyunda mevcuttur.
CİLVELOY
Cilveloy, genellikle halka yapısı biçimde oynanan bir kadın oyunudur.
Oyun oynanırken, atma türküler söylenerek karşılıklı soru ve
cevaplarla oynanan oldukça estetik bir yapıya sahip, sağa sola yürüme
ve üçleme figürlerinden oluşur.
Cilveloy, düğün ve eğlencelerde daha çok türkü olarak söylenip
kadınlar tarafından oynanır. Oyun, ismini türkü sözlerinden almıştır.
Oyunda anlatılmak istenilen tema beğenme, beğenilme ve kur yapma gibi
genelde düğün ve özel eğlencelerde oynanır. Halka yapısı biçiminde
oynanmaktadır.
COŞKUN ÇORUH
Yöremizde, bahar aylarında kar sularının erimesi, yağmurun yağması
ile çeşitli dere ve ırmakların Çoruh nehrine dökülmesi sonucu azgın bir
hale gelen nehir, bölge halkımıza çoğu zaman mal ve can kaybına neden
olmaktadır. Bu nedenle oyun, Çoruh’u konu alarak, yaz ayları durgunluğu
ile bahar aylarındaki azgın anlarını sergilemektedir.
Oyun kapalı halka içerisinde ağır olarak başlar; hareketler anında
hızlanarak devam ettirilir. Oldukça sert oynanan bir oyundur. Ağır
bölümleri ezgi ile oynanır. Hızlı bölümleri ise sadece ritim eşliğinde
oynanır. Oyun, yalnız erkekler tarafında oynanır. Oyun anonim olup ilk
kuran kişi hakkında kesin bulgu yoktur. Oyunun başlangıç ve bitişi, düz
çizgi olup, halka yapısı içinde oynanır. Belli sayı sınırı yok; ancak,
çok kalabalık sayılarla,oyun, hızlı olması yüzünden oynanmaz. Oyun,
herhangi bir düzenlemeyle şekillendirilmemiş, geleneksel formu
içerisinde oynanır.
DELİ HORON
Deli horon, halka yapısı içinde oynanan, Artvin’in temel oyunlarından
biridir. Horona “Deli” ön adının takılması, oyunun “deli dolu” diye
tabir edilen biçimde oynanmasından kaynaklanmaktadır. Figürlerin birçok
bölümü gerginlik, sertlik ve gerilim içerisinde canlı olarak yapılması,
oyuna bu niteliği kazandırmaktadır.
Oyunda coşkuyu sağlamak için, atılan uzun nağaralar (Kıcına)
esastır. Komut, veren tarafından her figürü belirleyen yöresel
tabirlerle (Yöresel sözlerle) anında verilir.Örneğin : Başla,
başla-işle, işle kollar üste, Kollar siya-kındır oyna, Dura dura-Kollar
çabuk-Gel oguna diza-Vuur orta topuk gibi belli komutlarla oyun
yönetilir.
Oyunu oynayanlar, belli bir sayı ile sınırlanamaz; genellikle açık
hava ve harman gibi yerlerde oynanır. Oyunun kaynakçası hakkında ve
hazırlanışı, oynanışı, hareketliliği yörede birlik, beraberlik ve
dayanışma sembolü olduğuna, kararlılık ve güçlük ifadesini belirttiği
yolunda ortak düşünceye varılmıştır.
Halk arasında bu oyuna ilişkin olarak, deli horon oynanan yerde “Kırk
yıl ot bitmez” sözü yaygındır. Oyun, ayrıca bazı kesimlerde (Kuçen deli
horonu, Kocabey deli horonu) gibi isimlerde oynanır. Oyun kuran kişi
bilinmeyip Artvin ve beldelerinin en güzide oyunudur. Yalnız erkekler
tarafından oynanır.
DÖNE
Döne oyunu, bir genç kızın elinde aynası ile yüzüne bakarak kaşlını,
gözünü, saçlarını düzeltmesi ile ve oyun içerisinde de görüldüğü gibi
her yöne dönüşü ile, genç kızın kendi kendini süslemesi ile, haz duyarak
kuruntu içerisinde oynanan bir oyundur.
Oyun, tek sıra bağımlı sağ yöne çizilen yay üzerinde oynanır. Oyunun
içerisinde yer alan döne “Dönüş” figürlerinde döne ismini alır. Öne
çift sol,çift sağ ayak çıkararak sola ve sağa çift sağ ayak çekerek yine
öne ve yana el çırparak, dört yönlü dönerek, öne çöküş yaparak belli
sırayla oynanır. Oyun komutları “hop” diye verilir.
Oyun, beğenme,beğenilme temalarını işleyip sadece kadınlar , genç
kızlar tarafından oynanır. Belli bir sayı sınırı olmayıp oyunu ilk
kuran kişi kesin belli olmayıp anonimleşmiş bir oyundur.
DÜZ HORON (VARAGELA)
Yukarıda üç isim altında toplanan bu oyun, yörede değişik isimlerle oynanmasına rağmen, aynı karakteri taşıyan bir oyundur.
Düz horon, genellikle düğünlerde kız ve erkek tarafından birleşerek,
dostluklarının sembolü olarak, çoğunlukla yüz açımı törenlerinde oynanan
bir tür oyundur.
Düz horon, halka yapısı biçiminde oynanan temel oyunlardan olup,
hareketli, estetik, oldukça canlı bir oyundur. Oyuna düz horon
denmesinin (Bazı yerlerde adi horonda) iki neden olabileceği
kanısındayız. Birincisi, genellikle düz horon , düz bir alanda (Harman)
da oynanmasından benzetilmiştir. İkincisi ise, Çoruh nehrinin durgun
anlarını sembolize etmiş olması, oyuna, zaman zamanda durgun Çoruh’ta
söylenir.
Oyunun başlangıcından bitişine kadar, belli bir tempo ve coşku ile
oynanması, uzun nağraları ile oldukça estetik bir yapıya sahiptir. Oyun,
belli bir sayı ile sınırlanamaz. Yörede en çok oynanan bir oyundur ve
en kalabalık kitlenin katılımıyla, büyük bir coşkuyla oynanır. Oyun,
çeşitli isimler altında tek karakterde oynanan oyundur.
Artvin İli Örf Ve Kültürü 4
ARTVİN TÜRKÜLERİ
ATABARI
1936-1937 yıllarında Artvin oyun ekibi, Büyük Ata’nın isteği ile
Balkan Festivaline çağrılır. Murat Coşkun ve Ahmet Çevik’in
anlattıklarına göre ekip, Halvaşi Servet Başkanlığında Hüseyin, Murat,
Ahmet, Ziver, Tahsin ve Ali Beylerden kuruludur.
Çağrı üzerine yola çıkan ekip 20 günde Tophane’ye ulaşır.
Görevlilerce karşılanan ekip, konuk ekiplerle tanıştırılır. Büyük Ata,
kırk gün, kırk gece süren eğlenceleri özellikle izlemektedir. Dolmabahçe
sarayında gösterilerin yapıldığı salon hınça hınç doludur.
Ata Savarona ile gece saat 11.00-11.30’da, bandonun vals çalışı ile gelirler. Artvin oyun ekibi, o gece programın sunucusudur.
Murat Coşkun, bu geceyi şöyle anlatmaktadır:”Oyunlarımız; Düz horon,
Deli Horon,Sasa Artvin barı ile oynayacağımız bugünkü Atabarı idi.
Oyunlar beşer dakika ile sınırlıydı. Çağrıldık; diğer oyunlar bitip sıra
Artvin barına gelince, salon çınladı. Öteden beri Ata’yı gözle
izliyordum.
Yerinden kalktı, piste doğru ilerledi. Ziver’le Hüseyin Gürel’in
arasında oyuna girdi. Ata’yı gören diğer büyüklerde kalktılar. Oyuncular
yirmibeş otuz kişi oldu. Benden pınar gibi ter akmaya başladı. Ata’nın
oyununa çalgı çalmak zordu.
Gecenin en coşkun bölümü olan buan, yirmi dakika sürdü, Ata ve
yanındakiler ayrıldıktan sonra bizler Maradit Deli Horonu adı ile “
Şimdiki hemşin horonu” oynadık ve gösteri bitti.
Park Otel’de ekiplere verilen yemekte Ata özel beğeni ile Artvin
ekibine birer kadeh rakı sundular. Bizler teşekkür ile karşılık verince,
üçer tane badem verdiler. Yemedik, sakladık. Artvin’e dönüşte Valimiz,
gezi izlenimlerimizi dinlemek üzere bizleri topladı. Bizde söz arasında
Ata’nın bizimle oyun oynadığını anlattık. Bademlerini kendilerine
sunduk.
İşte bu izlenimlerin verdiği duygu ve düşünce ile barın adının
Ata’mızın adı ile ölmezleştirilmesi ve Vali Beyin bizlere önder olmasını
istedik. Uygun buldular. Anımsadığıma göre, Ata’ya çekilen tel, şu
anlamda idi: Balkan festivalinde ekibimizle lütfederek oynadığınız
Artvin barını “ATABARI” olarak adınızla ölümsüzleştirmek istiyoruz,
izninizi dileriz. Gelen yanıt (cevapta) ise uygun bulunduğu
“Muvafıktır” şeklinde belirtmekte idi.”
İşte Atabarı, o günleri yaşayanların anlatımı ile Atatürk’e atfen
“ATABARI” ismini almıştır. Oyunda sayı sınırı olmayıp, kız-erkek-karma
veya yalnız kız, yalnız erkek olarakta oynanır. Oyun, sağ yay üzerinde
yarım daire, başlangıç ve bitişte düz çizgi halinde oynamaktadır. Oyun,
günümüze kadar geleneksel forumları içerisinde sergilenmiştir. (Kaynak:
Sarı Çiçek Aylık Halkbilimi Gazetesi-Artvin), 19 Temmuz 1973 (Mustafa
AZİZAĞAOĞLU)
ATABARI
Bu babamın evidir
Tahtaları kavidir
Çalın vurun oynayın
Burası düğün yeridir.
Uzun uzun kamışlar
Ucunu budamışlar
Benim elâ gözlümü
Gurbete yollamışlar
Ben bir uzun kamışım
Yoluna dikilmişim
İster al ister alma
Alnına yazılmışım.
Bahçesi var bağı var
Ayvası var narı var
Atamızdan yadigâr
Bizde Ata Barı Var.
Artvin İli Örf Ve Kültürü 3
Artvin de zurna olarak orta kaba Zurna kullanılır. Davul orta boy davuldur.
Tulum: Bu yörede çalınan tulum Doğu Karadeniz in kıyı kesiminde
çalınan tulumun sesini tutmaz. Onlar genellikle ince sesli hemen hemen
kemençe ayarında tulum çalarlar. Artvin ve iç bölgelerdeki daha kaba
seslidir. Sesi bir hayli gürdür. Karadeniz tulumunda, bilhassa Hemşin
'liler çaldıkları tulumda tonu veren Daden denilen kısımlar beşer
deliklidir.
Artvin içinde ve çevrede Öküz bonuzu ses tonunu gür ve toplu vermesi
için havın ucuna takılır. Üflenen kısma sübap takılmadığı için tamamen
nefes gücüne dayanır. Yusufeli ilçesi ve köyleri bu çalgıyı devamlı
kullanmaktadır. TULUM KESİNLİKLE YANINDA BAŞKA BİR MÜZİK ALETİ KABUL
ETMEZ BAŞLI BAŞINA BİR ÇALGIDIR.
Akordeon: Yörenin ana çalgılarından olması mümkün değildir. Ruslardan
etkilenerek kullanılmıştır. Bütün bunlardan başka son zamanlarda ney,
klarnet, de çalınmaya başlanmıştır.
Artvin çalgıların dan biride DAVUL VE ZURNA dır,davul ve zurna Artvin
in sahil den uzak iç bölgelerinde çalınır,Artvin kıpçak türkleri
tarafından kullanılan geleneksel bir çalgıdır,Artvin kıpçak türk'lerinin
BAR oyunlarında çalınır,yusufeli,ardanuç,şavşat gibi.
Artvin İli Örf Ve Kültürü 2
ŞALVAR:
Boldur ve topuğa kadar iner. Topukta düğme ile bağlanır. Ağ kısmı
geniş olur. Şalvarın genişliği Anadolu kanının bilhassa gurbetçi
bölgeler de çokça işi yüklenmesi ve çok çalışması nedeni ile genişliğe
gerek duyulduğundandır. Şalvarlar öteki giysilere nazaran daha kalın
kumaşlardan yapılır. Alt kısmına yani topuktan 20-25 cm yukarı kadar
daha kalın şal kumaş dikilir. Bunlara mahallinde tozluk denir.
ARTVİN'İN ERKEK GİYSİLERİ
Dağlık bir bölge olan Artvin de giysiler ekonomik ve sosyal şartlara
uyum göstermiştir. Aslında bütün bölgelerde bu kural geçerlidir. Eskiden
Şal- Çuha denen ve tezgahlarda dokunan kalın kumaşlar giyilirdi. Bu
kumaşlar genellikle keçi kılından dokunurdu. Kıllar iğle iğrilerek ip
haline getirilir kuyu denen tezgahlarda dokunurdu.
Altta şalvar, arkası geniş ve yarım poturlu ağı ise biraz düşükçe
alta doğru daralan bir şekildedir. Şalvarın en alt kısmına önceleri ayak
tabanına geçecek şekilde ip bağlanırdır. Daha sonraları topuktan bir
karış yukarı doğru yandan düğmeler dikilmeye başlanmıştır. Bu oturup
kalkarken yukarı sıvanmayı önler. Bilahare bu ikip yerini geniş lastik
alır. Yine yörenin çok dağlık olması tarım ve hayvancılıkla uğraşma
gereği şalvarın şeklini etkilemiştir.
Daha sonraları bu şalvarın yerini İngiliz külotu denen pantolonlar
almıştır. Bunun özelliği alt taraf yine dar arkada potur yok diz ile bel
arası kavisli bir şekilde olup dizden aşağı yandan düğmelidir. Ayakta
ise bilindiği gibi çarık. Çarık daha çok iç kesimde giyilmektedir.
Yağmurlu iklim bunu gerektirmiştir. Yine ayakta yün ve diz boyu çoraplar
giyilir. Bu gün giyilen çizme daha çok Hopa ve Arhavi gibi kıyı
kesimlerinde gelişmiştir. Yağmurun fazla oluşu, sahil halkının
balıkçılıkla uğraşması buna sebeptir. Kakbul çarıklar öküz
derisindendir. Vücudun üst kısmında içte gömlek vardır.
Ön tarafı açık ve düğmelidir. Boğaz kenarında siyah şeritler bulunur.
Bunlar süs olmayıp kiri göstermemek için uygulanmıştır. Boğaz yarım dik
yaka şeklindedir. Cepken denilen üst giysisi şalvar gibi Şal - Çuha
denen ve tezgâhlar da dokunan kumaşlardan olurdu. Ön tarafı elips
şeklinde açıktır. Bağlandığı zaman belden sol taraf sağın üstüne gelir
ve boğaz ile göğüs arası V şeklinde olur. Kenarları sarı veya beyaz
şerit başta kabalak denilen başlık bulunur. Mısırın çok yaygın oluşu
kabalağa bir de püskül takılmasını sonuçlanmıştır. Hem süs hem de sembol
'dür.
Kabalağın yanları uzun olur. Bazen yanlar başa sarılırken bazen yüzü
ve boğazı korumak için kullanılır. Kıyı kesimlerinde kuşağın yerini
kemer alır.
ARTVIN KIPÇAK TÜRKLERI GELENEKSEL GIYSILERI , MÜZIK ALETLERI VE OYUNLARI
ARTVIN KIPÇAK(AHISKA)TÜRK KIYAFETI TEMSILI RESMI
ARTVİN'İN ÇALGILARI
Artvin İli Örf Ve Kültürü 1
HER YÖNÜYLE ARTVİN
FOLKLORİK DEĞERLER
Cumhuriyet dönemine kadar yöredeki en dikkat çeken erkek giysisi,
yerli yünden köy tezgahlarında dokunan ve şal adı verilen kaba kumaştan
dikilmiş şalvar ve çuha idi. Genç kızlar ise fistan ve üstüne sıkma
yelek giyerlerdi. Bellerine kuşak sararlar, başlarına tepesi düz fes,
bunun üstüne renkli yazma, en üstüne de beyaz uzun ve bir örtü (leçek)
örterlerdi. Fesin altına Mahmudiye olarak adlandırılan para takarlardı.
Yazma üzerine alından tüm şerit halinde dolayan poşu takılırdı.
Ayaklarına yünden örülmüş çorap giyilirdi. Ayağa çapula ve yemeni adı
verilen ayakkabılar giyilirdi.
Geleneksel kıyafetlerde kullanılan kumaşlar:
Canfes: Has ipekten kumaştır. Bu kumaştan kaftan, koçik, çeketa,
boylama, palto gibi kıyafetler dikilirdi. Gösterişli bir kumaş olduğu
için özel günlerde giyilirdi. Zenginlere ağalara beylere mahsus bir
kumaştır. Bu isim kız çocuklarına ad olarak verildiğine göre halk
arasında saygın bir yeri olmalıdır.
Kutnu: Kadınların düğünlerde, özel günlerde giydikleri bir kumaştır.
Koçik, etkelik, çeketa gibi giysiler yapılır, pul boncuk gibi aksesuarla
süslenirdi.
Pamuklu Kumaş: İpek ve pamuk karışımıdır. Kofta ve eteklik dikilirdi.
Şal: Kuzu yününden yapılan ipin el tezgahlarında dokunan kumaştır. Peştamal dokunurdu.
ARTVİN'İN KADIN GİYSİLERİ
Üçetek:
Şavşat, Artvin' in merkez köyleri, Yusufeli, Ardanuç ve Borçka'nın iç
kısımlarıyla Arhavi ve Hopa' nın merkeze yakın köylerinde giyilmekte
olup bu gün bile bazı köylerde üçeteğe rastlanmaktadır. Üçetek genel
olarak düğünlerde ve bayramlarda giyilir. Yalnız kışın soğuktan korunmak
için devamlı giyildiği tespit edilmiştir. Ön tarafı tamamen açık,
belden az aşağıdan itibaren iki yırtmacı bulunmaktadır. Genellikle kalın
ve parlak kumaştan olur.
Fistan:
rahat hareket edebilmek için alt tarafı oldukça geniştir. Beli bol ve
ayak topuğuna kadar uzunluğu vardır. Etek kısmına süs şeritleri konur.
Ön tarafı boğazdan göğüs altına kadar açıktır. V şeklindeki yakanın
kenarları da şeritlerle süslenir. Şeritler üstüne düğmeler dikilir. Bu
düğmeler daha çok gelinlik genç kızlarda görülür. Kolları uzundur ve ucu
şeritlidir. Bazen üç etek giyilmeden sadece fitan giyilir.
28 Aralık 2012 Cuma
Artvin Spor
ARTVİN SPOR
ARTVİN SPOR KULÜBÜ
Kulüp Başkanı
Hüseyin KURT
Kulüp İl Kod
08
Kulüp No
18
Kuruluş Tarih
24/05/2001
Kulüp Tür
SPOR KULÜBÜ
Forma Renk
Yeşil -Beyaz
Ayırıcı İşaret
Kulüp Amblemi
Adres - 1
CEBECİ İŞ HANI – ARTVİN
Adres - 2
Telefon
0466 212 6200
Fax
Yerleşim YerArtvin/Merkez
Faaliyet Durum
Faal
Spor Dalları
ATICILIK VE AVCILIK, ATLETİZM, BASKETBOL, BİLARDO, BOKS, BRİÇ, DAĞCILIK, GÜREŞ, HENTBOL, VOLEYBOL
27 Aralık 2012 Perşembe
Artvin İli Tarihi 19
Çerkez İskender Paşa, caminin
sürekliliğini koruyabilmesi için, mahallinde yaptırdığı gelir getiren
bazı ticari eserleri camiye bağışlamıştır. 18.yüzyılda camiye sürekli
yardımda bulunan Hasan Efendi tarafından onarılmıştır. Caminin
batısında, Osmanlı zamanında inşa edilen 3 tane türbe bulunmaktadır. Bu
türbede gömülü kişilerin Ahıska Çıldır Beylik ailesinden kişilerin
olduğu tahmin edilmektedir. Caminin dışa yansımayan 4 ahşap direk
üzerine oturtulmuş kubbesi ise oldukça ilginçtir.
SİRYA CAMİİ
Zeytinlik (Sirya) Camii
Zeytinlik
Camisi, Artvin merkeze bağlı Zeytinlik Köyünde bulunmaktadır. Caminin
kitabesine göre 1857 yılında (Hicri 1272), Saliha Hanım tarafından
yaptırılmıştır. Eskiden minare olarak caminin kuzeye bakan tarafında
bulunan çınar ağacı kullanılırmış; fakat çınar rüzgarla yıkılmıştır.
Çınarın yıkılışının ardından, günümüzden yaklaşık 21 yıl önce, caminin
kuzeydoğu köşesine minaresi yapılmıştır.
Bugüne kadar ciddi bir onarım görmeyen
cami, hala dimdik ayaktadır ve özgünlüğünü korumaktadır. Caminin kapı
formu ve ağaç süslemeleri, caminin büyük özenle yapıldığını
göstermektedir.
Artvin İli Tarihi 18
KEMALPAŞA KİLİSE CAMİİ
Kemalpaşa Kilise Camii
Aslında
Şavşat'ı Ruslar işgal ettiği zamanda 1900 yılında kilise olarak
yaptırılmıştır. Başta Kilise iken, 1924 yılında camiye çevrilmiştir.
Şavşat ilçesine bağlı Yeniköy Mahallesinde bulunmaktadır. Halk arasında
"Merkez Camisi" de denilmektedir. Hala cami olarak ibadete açıktır.
MURATLI CAMİİ
Muratlı Camii
Borçka'ya
bağlı Muratlı Köyünde bulunmaktadır. Mahfile giriş kapısının üzerindeki
kitabeye göre, 1846 yılında (Hicri 1262) Ahmed Usta (Aslanoğlu)
tarafından yaptırılmıştır. Muratlı Camisinin minberi 1847 yılında, Uzun
Hasan Zade Hüseyin Alemdar tarafından, kadınlar mahfili de 1847 yılında
Sağıroğlu Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Cami tümüyle ahşaptır.
Giriş kapısı ve minberi ağaç oymalı çeşitli motiflerden ve süslemelerden
oluşmaktadır.
ORTA HOPA CAMİİ
Orta Hopa Camii
Orta
Hopa Camisi'nin kitabesi bulunmamaktadır. 19.yüzyılın ikinci yarısı
inşa edildiği bilinmektedir. 1994 yılında küçük çapta bir onarım
geçirmiştir. Tavan döşemeleri ve kubbesi zamanın cami mimari anlayışını
yansıtmaktadır.
ORTACALAR CAMİİ
Ortacalar (Merkez) Camii
Arhavi
ilçesine bağlı Ortacalar Köyünde bulunmaktadır. 1757 yılında (Hicri
1170) yapılmıştır. Caminin minber ve tavan süslemeleri dikkat
çekmektedir.
ORUÇLU KÖYÜ CAMİİ
Oruçlu Köyü Camisi
Artvin'in merkezine bağlı Oruçlu Köyü'nün camisi 1909 yılında yapılmış olup, tarihi nitelik taşımaktadır.
İSKENDER PAŞA CAMİİ
İskender Paşa Camii
İskender
Paşa Camisi, belki de Artvin'de yapılan ilk camidir. Bu nedenle çok
önemli bir camidir. Cami 3.Halife Hz.Osman döneminde,7.yüzyılda Müslüman
Araplar tarafından yapılmıştır. 1551 yılında Ardanuç Kalesi'ni fetheden
Erzurum Beylerbeyi Çerkez İskender Paşa tarafından onarılmıştır; çünkü
Cami Akkoyunlular'dan sonra kullanılmaz hale gelmişti. Bu onarımdan
sonra cami 1553 yılında ibadete açılmıştır.
Artvin İli Tarihi 17
Çarşı
(Merkez) Camisi 1860-1861 (Hicri 1277/1278) yılları arasında, Artvin'in
merkezinde, Artvin halkı tarafından yaptırılmıştır. Zamanla eskiyen,
hasar gören ve kullanılamaz hale gelen cami 1954 yılında temellerine
kadar yıkılarak 1957-1958 yılları arasında bugünkü halini almıştır.
Ancak cami temellerine kadar yıkılırken minareye, minbere ve vaaz
kürsüsüne dokunulmamıştır. Dolayısıyla şu anda caminin minaresi, minberi
ve vaaz ilk haliyle (1865'ten) aynıdır.
SALİHBEY CAMİİ
Çayağzı (Salihbey) Camii
Çayağzı
Camisi, Artvin merkeze bağlı Çayağzı (Korzul) Mahallesinde
bulunmaktadır. 1792 (Hicri 1207) yılında Livane (Artvin) sancak
beylerinden biri olan Salih Bey tarafından yaptırılmıştır, bundan dolayı
camiye Salihbey Camisi de denir. 1980'li yıllarda onarılmıştır.
DEMİRKENT CAMİİ
Demirkent Cami
Yusufeli
ilçesine bağlı Demirkent (Erkinis) Köyünde bulunmaktadır. Caminin
kitabesinin olmamasından dolayı,hangi tarihte yapıldığı kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak,aslen bir kilise olduğu, sonradan camiye
dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Cami, kare planlı, kırma çatılı ve ahşap
tavanlıdır. Kuzeyinde iki katlı son cemaat yeri ve sonradan eklenen
minaresi bulunmaktadır. Dıştan ölçüldüğünde 16,25x12,75m ebatlarındadır.
Minberi ahşaptan yapılmıştır ve bitki motifleriyle süslendirilmiştir
ancak bu özellik mihrapta bulunmamaktadır. 2 katlı olan son cemaat yeri 7
ahşap direk üzerine oturtulmuştur ve 5 gözden oluşmaktadır. Cepheleri
taşla örülüdür ve sıvalıdır. Hareme girişte kullanılan kapı kanatları,
mahvile ait ahşap aksamı ve tavanda bulunan göbek süsü yapının önemli
ilgi çekici bölümleridir.
ERENKÖY CAMİİ
Erenköy Camisi
Murgul'a
bağlı Erenköy Köyünde bulunmaktadır. 1863 yılında (Hicri 1280) ahşap
olarak yaptırılmıştır. Yöreye özgü mimarisi ve süslemeleriyle ilginç bir
örnektir.
ESENDAL CAMİİ
Esendal Camisi
Yusufeli
ilçesinin Esendal Köyünde bulunmaktadır. 1818 yılında (Hicri 1234)
Yusufeli (Kiskin) beylerinden biri olan Muhammed Bey tarafından Muhammed
Usta'ya yaptırılmıştır. Ahşap süslemeleri, mihrabı ve taş işçiliği ilgi
çekicidir.
Artvin İli Tarihi 16
PETOBAN KALESİ
Petoban Kalesi
Ardanuç
Aşağı Irmaklar (Hisarlı) Köyü´nde ve Ardanuç´un 13km kuzeydoğusunda
bulunan Petoban Kalesi'nin yapım tarihi henüz kesinlik kazanamamıştır.
PETRİK İSMAN KALESİ
Petrik İsman Kalesi
Yapım tarihi kesinlik kazanamayan Petrik İsman Kalesi, Ardanuç'un Kutlu Köyü'nün Bağlar Mahallesi sınırları içerisindedir.
TUKHARİS KALESİ
Tukharis Kalesi
Yapım
tarihi belirlenemeyen Tukharis Kalesi, Şavşat´ın 6km batısındaki
Kayadibi Köyü´nün arkasında bulunan tepe üzerine moloz taşlar
kullanılarak yapılmıştır.Şu anda harap bir durumda bulunmaktadır.
USTAMIŞ KALESİ
Ustamış Kalesi
Şavşat´ın Ustamış (Eskikale) Köyü´nde bulunan bu kale Şavşat´ın 12km güneyinde bulunmaktadır.Yapılış tarihi belirlenememiştir.
YUKARI HOD KALESİ
Yukarı Hod Kalesi
Yapım tarihi kesinlik kazanamayan Yukarı Hod (Hot) Kalesi, Artvin´in 16km güneydoğusunda Yukarı Maden Köyü´ndedir.
İŞHAN KALESİ
İşhan Kalesi
Bu
kale Yusufeli´nin 11 km doğusunda bulunmaktadır.Dağ Yolu (İşhan)
Köyü´nün arkasında bulunan kayalık arazi üzerine yapılmıştır.Şu anda
harap durumdadır.
ÖĞDEM KALESİ
Öğdem Kalesi
Yapım
tarihi kesinlik kazanamayan Öğdem Kalesi,Yusufeli´nin 10km kuzeyinde
Öğdem Köyü´nde bulunmaktadır.Şu anda harap bir durumdadır.
ÇARŞI CAMİİ
Çarşı (Merkez) Cami
Osmanlı'nın
16.yüzyılda Artvin ve çevresini ele geçirmesinden itibaren bölge
İslamlaşmaya başlamıştır. İlk zamanlar kilise ve manastırların bazıları
camiye çevrilerek kullanılsa da,18.yüzyıldan itibaren cami mimari
geleneklerine göre yeni camilerin yapımına başlanmıştır.
Artvin İli Tarihi 15
KOLARÇET KALESİ
Kolarçet Kalesi
10. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Kolarçet Kalesi, Ardanuç´un 8km güneybatısında Bereket (Kılarçet) Köyü´nde bulunmaktadır.
KUVARSHAN KALESİ
Kuvarshan Kalesi
Yapım tarihi kesinlik kazanamayan Kuvarshan Kalesi Artvin´in 6 km kuzeyinde Bakırköy bölgesinde bulunmaktadır.
YOKUŞLU KALESİ
Nihah (Yokuşlu) Kalesi
Yapım
tarihi bilinmeyen Nihah Kalesi, Yusufeli´nin 15km güneybatısında
bulunan Yokuşlu (Nihah) Köyü´nde bulunmaktadır.Şu anda harap durumdadır.
OŞNAK KALESİ
Oşnak Kalesi
Yapım tarihi bilinmeyen Oşnak Kalesi, Yusufeli´nin 12km güneybatısında Oşnak (Köprügören) Köyü´ndedir. Harap bir durumdadır.
PARİH KALESİ
Parih Kalesi
10.yüzyıl
ortalarında Gürcü Kraliçesi Tamara tarafından yapılan Parih Kalesi,
Şavşat´ın Balıklı Köyü´nde bulunmaktadır. Şavşat´ın 16km
güneybatısındadır.
Artvin İli Tarihi 14
ERKİNİS KALESİ
Erkinis Kalesi
Yapım
tarihi belirlenememiş ve Yusufeli´nin 10km kuzey doğusunda Demirkent
(Erkinis) Köyü´nde bulunmaktadır. Harap bir durumdadır.
ERSİS KALESİ
Ersis Kalesi
Yapım tarihi belirlenememiş ve Yusufeli´nin 8km güneyinde Kılıçkaya (Ersis) Köyü´nde bulunmaktadır.
FERHATLI KALESİ
Ferhatlı (Kalmaklı) Kalesi
Bu
kale Ardanuç´un 5km batısında Ferhatlı (Ahıza) Köyü´nde bulunmaktadır
ve Ferhat ile Şirin´in efsanesinin geçtiği söylenmektedir. Şu sıralar
kaleye Ardanuçlu define arayıcıları tarafından zarar verilmiştir. Yapım
tarihi kesin olmamakla birlikte bugüne kadar hiçbir kez onarım
görmemiştir.
Köylüler Ferhat ile Şirin´in efsanesini anlatırken köyün isminin de bu efsaneden geldiğini vurgulamışlardır.
Ferhatla Şirin´in buluştuğunun söylendiği bu kale şu anda terk edilmiş, kendi haline bırakılmış bir vaziyette.
Artvin İli Tarihi 13
Yine köyün büyüklerinden duyduklarıma göre Milli Mücadele döneminde köylüler düşmandan korunmak için bu kaleye sığınmışlardır.
BOSELT KALESİ
Boselt Kalesi
Kalenin
yapım tarihi net belli olmamasına rağmen kalenin Gürcü Kralı I.Fransuva
tarafından kızının anısına yaptırıldığı ve o zamanlar bölgenin ŞARBİYET
ŞEHRİ olarak bir ticaret merkeziydi. Ayrıca kaleyle bağlantılı gizli
bir yeraltı yolu var. Yolun çıkışı yine yeraltındaki dokuz odaya
bağlanıyor. Ayrıca büyük bir kilise kalıntıları ve yerleşim kalıntıları
var. Ayrıca dağın eteklerinden kaleye gelen toprak borular var bunların
içinden süt akıtıldığı söylenir. Ayrıca kalenin uçurum tarafında şarap
mahzenleri var.
CİHA KALESİ
Ciha Kalesi
Arhavi
ilçesinin zirvesinde kayalara oturtulmuş bu kalenin Cenevizliler
döneminden kaldığı söylenmektedir. Etrafındaki ağaçlar o kadar sıktır ki
kaleye geçilebilmesine izin vermemektedir. Yapıldığı tarih
kesinleştirilememiştir ve günümüze kadar ancak sur kalıntıları
ulaşabilmiştir.
DUTLU KALESİ
Dutlu Kalesi
Dutlu Köyü´nün doğusunda,Şavşat´ın 11km güney batısında bulunan bu kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.
DÖRT KİLİSE KALESİ
Dört Kilise Kalesi
Yusufeli´nin Dört Kilise (Tekkale) Köyü´nde bulunmaktadır,şu anda harap bir haldedir ve yapım tarihi kesinleştirilememiştir.
Artvin İli Tarihi 12
ŞAVŞAT KALESİ
Şavşat (Satlel) Kalesi
Bagratid
Krallığı kalelerine olan benzerliği de dikkate alındığında kalenin,
günümüze ulaşan şekliyle IX.yy.'da kurulmuş olduğu söylenebilir. Bundan
sonra bir zaman Atabeklerin; XVI.yy.'da Osmanlıların eline geçen
kaleden, XVII. yy.'ın ortasında bölgeyi dolaşan ünlü seyyahımız Evliya
Çelebi "Ocaklık olarak idare edilebilir. Şavşadistan içinde sarp bir
yerdir." diye bahsedilir.
ARDANUÇ KALESİ
Ardanuç (Gevhernik) Kalesi
Bu
kale Ardanuç Adakale Köyü´nün hemen yakınında bulunmaktadır. Hemen bu
kalenin diğer bir isminin "Gevhernik" olmasının nedenini aşağıda
açıklayalım. Bu kalenin çevresinde gümüş madenleri olduğundan,bu kale
maden ve cevher anlamına gelen "Gevheri Nik" kalesi ismiyle de
anılmaktadır.
5.yüzyılda
yapıldığı tahmin edilen bu kale Gürcü krallarına ve Çıldır atabeylerine
başkentlik yapmıştır. 1551 yılında kaleyi Osmanlılar ele geçirmiş ve
1562 yılında da Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarılmıştır. Hatta bu
onarımı anlatan bir kitabesi bile bulunmaktadır. Gevhernik Kalesi,
dışkale-içkale yapılaşmasının çevredeki tek örneğidir. Kale günümüze
kadar çok hırpalanmıştır, dış kale harap durumda olsa da iç kale
özelliğini hala korumaktadır.Şu anda harap durumda olan kale,
yetkililerin desteğini beklemektedir.
AŞBİŞEN KALESİ
Aşbişen Kalesi
Yapım
tarihi belirlenemeyen ve şu anda Artvin´de bulunan birçok kale gibi
harap bir vaziyette bulunan bu kale, Yusufeli´nin 7km doğusundaki
Kınalıçam Köyü´ndedir.
BİLBİLAN KALESİ
Bilbilan Kalesi
Yapım
tarihi kesinlik kazanamamış olan bu kale,Şavşat´ın 8km doğusunda Hanlı
(Hantuşet) Köyü´nde bulunmaktadır. Köyün büyüklerinden duyduklarıma
göre,kale içinde bulunan kilise yapısının (tahminen şapel), köye
uğursuzluk getirdiği düşüncesiyle, kale birkaç kez yıkılmaya
çalışılmıştır. Ancak hala belli bölümleri günümüze kadar gelebilmiştir.
Artvin İli Tarihi 11
İbrikli Kilisesi İbrikli Köyü-Fındıklı Mahallesi
Borçka ilçesine 20 km. mesafedeki İbrikli köyündedir. Ortaçağ dönemi Bagratlı eserlerindendir.
Kiliseye, Artvin'den veya Borçka
ilçesinden araç kiralanarak veya Borçka ilçesinden kalkan köy servisleri
ile ulaşım sağlanabilir.
LİVANA KİLİSESİ
Artvin (Livana) Kalesi
Ortaçağ'da
yörede yaşayan Hıristiyan medeniyetince, yani Bagratlılar tarafından
X.yy.'da (M.Ö. 937 Bagratlar) kurulmuş olmalıdır. Stratejik konumu
itibariyle Osmanlılar zamanında temin edilerek kullanılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız
Mutluluk Duyarız
